Dünyada ve Türkiyede hikayesi olan yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ANALI KIZLI YEMEĞİ NEDİR?HİKAYESİ NASILDIR?HANGİ YÖREYE AİTTİR?

Merhabalar sevgili dostlar, ANALI KUZULU yada bizlerin bildiği adıyla ''ANALI KIZLI''... Malatya,KahramanMaraş,Diyarbakır,Gaziantep,Tarsus ve Adana gibi bölgelerde daha çok bilinen yöresel bir yemek olmakla birlikte,gerçeğinin tam olarak hangisi olduğu bilinmeyen bir kaç hikayesi bulunmaktadır. En sık rastladığımız hikayesinde şöyle der; 7 tane erkek çocuğu olan bir annenin,hep bir kız çocuğu olsun diye kurduğu hayalin,yıllar sonra dileğinin gerçekleşmesi sonucu bir kız çocuğuna sahip olması ve kızını üzerine titreyerek büyütmesidir. El bebek gül bebek büyüttüğü,gözünden bile sakındığı kızı büyür ve bir genç kız olur.Kızını kimselere layık göremeyen anne,kızını istemeye gelenleri geri çevirir.Gel zaman git zaman,kızı bir gence aşık olur ve annesinin izin vermemesi üzerine sevdiği gence kaçarak evlenir. Kızının onu terk ettiğini düşünen anne,üzüntüden yataklara düşer ve hastalanır. Bir süre sonra annesinin üzüntüden yataklara düştüğünü öğrenen kızı,eşiyle birlikte annesinin elini öpmek ve gönlünü almak için baba evine gelir. Sevincinden havalara uçan ve iyileşen anne,kızı ve damadının dönüşü şerefine bir ziyafet hazırlar ve kendi elleriyle bir yemek yapar. Kimi kaynaklara göre 7 gün 7 gece,kimi kaynaklara göre 40 gün 40 gece boyunca süren ziyafette,kızına düşkün annenin ellerinden çıkan bu özel yemeği tüm ahali yer ve çok beğenir.O gün bugündür bu yemekte ki büyük köfteler ''Anneyi'',küçük köfteler ''Kızını''temsil etmektedir. Adana da ''ANALI KUZULU'',Malatya'da ''ANALI KIZLI'' olarak hala sevilerek tüketilen bu yemek,tek başına doyurucu,besleyici ve biraz da uğraştırıcı bir yemektir. Genellikle büyük ve kalabalık sofralar için,imece usulü hazırlanır ve pişirilir. Bir çok yöremizde bilinen ve sevilerek pişirilen bu yemek aslında hangi bölgeye aittir?denildiğinde,2021 yılında,Malatya Belediyesi Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından,Coğrafi işareti olarak ,Malatya ile özdeşleşmiş olmuştur. Yöresel lezzetlerimizin sevilen yemeklerinden birisidir ve bir çok yörede ufak tefek farklılıkları ile göze çarpar. Kimilerinin yemek ,kimilerinin çorba dediği,yaşadığımız bu bereketli topraklarda,her bölgenin kendine has,damak tadı,kendine özgü yemek kültürü bulunmaktadır. Bölgeden bölgeye farklılıklar gösteriyor olsa da,damaklarda eşsiz bir tat bırakan ''ANALI KIZLI''ya ve başta Malatya olmak üzere severek pişirilen ve tüketilen tüm illere selam olsun. Her ne kadar biraz uğraş verici olsa da,bu lezzeti denemek ve sevdikleri ile paylaşmak isteyenler için buyrun tarifine.. Şimdiden hepinize kolay gelsin. ANALI KIZLI MALZEMELER: Hamuru için: 2 su bar.İçli köftelik Bulgur 2 yem kaş İrmik 250 gr,Kıyma (2 kez çekilmiş yağsız kıyma) 1 ad Yumurta Tuz Aldığı kadar oda sıcaklığında su HAMURUN HAZIRLANMASI: Yoğurma tepsisine bulguru alın. Üzerine kıymayı,irmiği,yumurtayı ve tuzu ekleyerek karıştırın. Elinize azar azar su alarak hamur kıvamına gelecek şekilde yoğurun. Takribi 20 dakika yoğurmanız gerekebilir. Özleşen ve yumuşayarak hamur haline gelen karışımın üzerini strech ile kapatın. İÇ HARCI: İç harcını önceden yada geceden hazırlayarak buzdolabında bekletmekte fayda var. 3 ad Kuru soğan 250 gr Kıyma (orta yağlı) 3 yem kaş Tereyağ Tuz&Pul Biber&Karabiber HAZIRLANMASI: Kuru soğanları küçük doğrayın. Tavaya alın ve tereyağ ilavesi ile kavurun. kıymasını ekleyerek kavurmaya devam edin. Tuz ve biberleri ekleyerek karıştırın. Başka bir kaseye aktarın ve yağı donuk hale gelene kadar buzdolabında soğutun. GELELİM KÖFTELERİ HAZIRLAMAYA: Hamurun bir kısmını mandalina büyüklüğünde yuvarlayın ve içli köfte olacak şekilde oyarak çanak haline getirin. İçlerini kıymalı harç ile doldurun ve ağız kısımlarını kapatarak yuvarlayın. Bir kısım bulgur hamuru ile de misket büyüklüğünde köfteler olacak şekilde yuvarlayın. ŞİMDİ GELELİM HEPSİNİN PİŞMESİNE: ÖNCE SOSUNU HAZIRLAYALIM. SOS İÇİN: 1 ad Kuru soğan 1 su bar Haşlanmış NOHUT 1 yem kaş Domates salçası Tuz - Pul biber - Karabiber (Damak lezzetinize göre) 3 su bar sıcak su 1 kahve fincanı zeytinyağ HAZIRLANMASI: Kuru soğanı küçük doğrayın. Tencereye zeytinyağını alın ve soğanları ekleyerek kavurun. Salçayı,tuzunu ve biberleri ekleyin. Suyunu vererek bir taşım kaynatın. Nohutları ilave ederek 10 dakika pişirin. Kaynayan karışıma hazırladığınız büyüklü küçüklü köfteleri ekleyin. Köfteler suyun üzerine çıkana kadar pişirin. İşte ANALI KIZLI yemeğiniz hazır... Arzuya göre servis ederken üzerine tereyağında kızdırılmış kuru nane gezdirebilirsiniz. Afiyet olsun. Sevgiyle..🧡🧡🧡

DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER-GNOCCHİ (NİYOKKİ)NİN HİKAYESİ VE TARİFİ NEDİR?NASIL HAZIRLANIR?

Merhabalar sevgili dostlar, Bugün yolumuz İtalya'ya uzandı ve Ülkemizde de lezzet olarak damak lezzetimize uyan ve yapımı az malzeme ile kolayca hazırlanarak sofralara gelebilen bir yemeğin tarifi ve hikayesinin sizler için hazırladım. Dünya çapında bilinen ve sevilen GNOCCHİ-yani Niyokki.. 17.yüzyılda yani İspanyol kaşiflerin Güney Amerikadan patatesleri getirip İtalyan mutfağına tanıtmasıyla önce Kuzey İtalya ve yarımadanın her yerinde bir çok farklı malzeme ve form da pişirilmektedir.Daha eskiye dayandığı ve hatta Roma döneminde lezyonerlerin daha basit yöntemlerle hazırlanarak pişirildiği de bazı yazılarda geçmektedir. Bildiğimiz ''gnocchi''temel malzemesi patates olmakla birlikte,İtalya'nın bazı şehirlerinde ricotta peyniri ve bazı sebze ilaveleri ile de hazırlanmaktadır. Rönesans döneminden beri (belki de daha önceden),önemli günlerde ziyafet masalarında bulunabilen bir yemek olarak var olmuştur. 15570 tarihli ''Bartolomeo Scappi''yemek kitabına baktığımızda ilk yapımının un ve galeta ununun suyla karıştırılıp,rendenin deliklerinden geçirilen bir hamura ''gnocchi''isminin verildiği görülür.Daha sonraları hamura yumurta ve un dahil edilmiş ve ''MALFATTİ''ismiyle tanınmıştır. 19. yüzyıla gelindiğinde İtalyan Mutfağının büyükbabası olarak bilinen ''Pellegrina Artusi'',bugün bilinen Gnocchi'nin tarifini hazırlamıştır.İlk yapımında ise gnocchi'leri bir arada tutmak için yeterli un kullanmadığından hamurların kaynayan suda kaybolmasını anlatır. Sonraki yapımında gnocchi'leri küçük parçalara ayırarak,rende üzerinde yuvarladı ki sosunun saklanabileceği küçük girinti ve çıkıntılar olmasını sağlayarak her lokmada lezzetini almayı garantiledi. İtalya'nın her bölgesinde ,özellikle de kuzeyinde,bölgenin kendine özgü Gnocchi çeşiti ve sosu,servis tarzı vardır. Verona da patates gnocchi,geleneksel domates sosla servis edilir ve 1500'lerde ki Karnavallarla ilişkilendirilir. Venedik'e gelindiğinde ''makarna''olarak bilinir .Un,süt ve yumurtadan bir hamurdan yapılarak,küçük diskler halinde pişirilip,tereyağ ve peynirle tekrar fırınlanır. Lazio'nun meşhur'' gnocchi alla romana'''sıyla hemen hemen aynı şekilde hazırlanır. Daha güneye inildiğinde ,Sorrento kıyılarında ,pazar öğle yemekleri olarak genellikle domates sosu,taze mozerella ve fesleğenle hazırlanan ''patates gnocchi''leri görebiliriz. Velhasılı kelam,İtalyan Mutfağının geleneklerini mutfakta güvende tutan,makarnanın öncüleri olarak görülen,bu mütevazı ve sevilen ev yapımı gnocchi,geniş aile ağacı ile hala günümüzde geleneksel yapımı ile İtalyan evlerinin mutfaklarında sıkça pişirilerek kalabalık masalarda keyifle yenmektedir. Ülkemizde de hemen her şehirde İtalya mutfağı yemekler hazırlayan restoranları gnocchi çeşitlerine yer vermekte ve makarnayı seven bir halk olarak gnocchi de sevilerek tüketilmektedir. Makarna/mantı türevi bir yemek olması sebebiyle ve az malzeme ile evlerin mutfaklarında da tercih edilen bir yemek olmuştur. Hamur işi yemekler sevenlere bu hafta bir seçenek olsun.özellikle de çocukların çok severek tüketeceğini düşünerek tarifini sizler için hem domates sos hemde peynir sos ile hazırladım. Domates sos ile hazırlanan ''gnocchi''lere ,alışık olduğumuz sarımsaklı yoğurtta inanın çok yakışıyor ,benden söylemesi... Afiyetle... GNOCCHİ-NİYOKKİ MALZEMELER: 2 ad orta boy haşlanmış patates (patatesleri buharda haşlarsanız un miktarını daha rahat ayarlar,hamuru çabuk toplarsınız) 1 ad Yumurta sarısı 1 tat.kaş.Tuz 1,5-2 su bar Un (kontrollü) HAZIRLANMASI: Ilık haldeki haşlanmış patatesleri rendeleyin. Yumurta sarısı ve tuz ekleyin. Un ilavesi ile hamur haline getirin.(biraz ele yapışacaktır un eklemeyin. hamurun üzerini örterek buzdolabında dinlendirin. Hamuru un serptiğiniz tezgaha alın ve 4 parçaya ayırın. Her bir parçayı uzun rulo olarak yuvarlayın.(oklava kalınlığında) 2 cm olarak kesin ve üzerine çatal ucu bastırarak yuvarlayarak şekil verin. Geniş bir tencere de su kaynatın ve kaynayan suya tuz ekleyin. Hazırlanan gnocchi'leri kaynayan suya bırakın. Suyun üzerine çıkan hamurlar pişmiş demektir.bir kevgir kepçe ile servis tabağına alın. DOMATES SOS:
3 ad Domates rendesi 3 diş sarımsak 1 tat.kaş tuz 1 yem kaş.zeytinyağ Fesleğen HAZIRLANMASI: Rendelediğiniz domatesleri bir tavaya alın. Zeytinyağ,tuz ve ezilmiş sarımsakları ekleyerek orta ateşte karıştırın. 1/2 kahve fincanı su ekleyin ve 5-6 dak.pişirin. Pişirdiğiniz gnocchilerin üzerine gezdirin ve fesleğen yaprakları ile süsleyin. PEYNİRLİ SOS: 100 gr Tereyağ 100 gr Ricotta yada İzmir tulumu HAZIRLANMASI: Tereyağını tavada eritin. Rendelediğiniz peyniri ekleyin ve hemen ateşten alarak gnocchi'lerin üzerine gezdirin. Yine arzuya göre taze nane yada fesleğen ile tatlandırabilirsiniz. Afiyet olsun. Sevgiyle...🧡🧡

DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER-MUSAKKA NASIL PİŞİRİLİR?GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HİKAYESİ NEDİR?

Merhabalar sevgili dostlar, Yaz aylarının en sevilen sebzelerinden ''patlıcan''ın,yine sevilen bir yemeğini konuk ettik bugün...MUSAKKA.. Haydi gelin önce şöyle bir eskiye uzanalım.. Yunanistan ve Makedonya da hali hazır da ''bize ait'',tartışması süre duran ''MUSAKKA'' Musakka sözcüğünün kökeni Arapça ve Arapların sulu yemeklerini tarif etmek için kullanılan ''sulandırılmış''anlamına gelen ayrıca sadece patlıcan'la değil,diğer bütün yaz sebzeleri ile pişirilen yemeklere verilen bir ad.. Ama konumuz ''Patlıcan Musakka''olunca o meşhur ''Musakka''nın tarihine ve kökenine bir bakalım. Öncelikle patlıcan'ı ele alırsak,ılıman iklimde yetişen patlıcan'ın ana vatanı kaynaklara göre Hindistan Yarımadası olsa da,bu sebzenin bin yıllardır tüketildiği başka bir yer daha var -Uzak Doğu.. Diğer taraftan ise Anadoluda ki varlığı ,Güney Ege de Karya Uygarlığına ait,LİGANA Antik Kentinde yapılan kazı çalışmalarında,2 bin yıllık mermer bir sütun üzerinde patlıcana rastlanması,o tarihlerde Patlıcan'ın Anadoluda da var olduğunu göstermektedir. Gelelim Musakka'ya- Yunan mı? Makedon mu ? Türk mü? Bugün kü Makedonya ve Yunanistan'ın içinde bulunduğu coğrafya da çok eski zamanlardan bu yana yapılan bir yemek..Eski zamanlar da farklı isimleri de olmuş olsa da ,OrtaDoğuda da sık tüketilen ve pişirilen bir yemek olmasından Arapça ismi benimsenmiştir. Yemeği/içmeği kültürün bir parçası sayacak olursak,Mutfaklarımızda pişen yemeklerin çok eski tarihlere uzayan hikayeleri olduğunu bilmeliyiz ve bir çoğu Ülke sınırlarıyla kısıtlanamayacak kadar geniş coğrafyalarda çok uzun zamanlardır varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu da demek oluyor ki,MUSAKKA'yı kendi sınırları içine ,ne Yunanlıların ne de Makedonların hapsetmeye gücü yetmeyecektir. Geçmişine baktığımızda patlıcanın öyküsüyle başlayan,Hindistan'dan,Karya'ya,Arabistan'dan,Balkanlara geniş bir coğrafyanın ve binlerce yıllık yeme/içme kültürünün bir göstergesidir. İsmi aynı olsa da Türk Mutfağında pişen Musakka ile Yunan Mutfağında pişen Musakka tarifleri bir kaç farklı malzeme ile değişiklik gösterir. Yunan Mutfağında patates ,kuzu eti sos,peynir katmanları ve beşamel sos ile kaplanarak pişirilir.Bizim mutfaklarımız bu yemeği biraz daha hafifleterek pişirmektedir. Osmanlı Mutfağına baktığımızda 18. ve 19.yüzyılda Patlıcan çoktan mutfaklarda yerini almış ve 156 çeşit yemeği reçeli vs ile sevilen bir sebze olmuştur. osmanlı Mutfağının köklü yemeklerine baktığımızda beğendili patlıcan,hünkar beğendi ve musakka'yı ilk sıralarda görebiliriz. Ve Osmanlı da bu dönem de çok tüketilen patlıcan yangınları diye bilinen yazılara da rastladığınız gibi,buna benzer hikayeler Fransa ve İtalya da da mevcuttur. Velhasılı kelam,geçmişten günümüze ,bir çok çeşiti ile mutfaklarda saltanatını sürdürmeye devam eden patlıcan ve en sık pişirilen ,yanında olmazsa olmazı pirinç pilavı ile ''MUSAKKA''bu hafta konuğumuzdu... Hepinize afiyet olsun. Sevgiyle... MALZEMELER: 5 ad kemer Patlıcan (biraz dolgun olanlardan) 300 gr Dana Kıyma 1 ad büyük kuru soğan 2 yem kaş zeytinyağ 6-7 ad sivri biber 3 ad büyük domates isteğe göre 1 yem kaş domates salçası (Osmanlı döneminde salça yok) Tuz & Karabiber 1 su bar.Ilık su HAZIRLANMASI: Patlıcanları yıkayın ve alacalı soyun. Çok ince olmayacak şekilde halka halinde doğrayın ve tuzlu suda 15 dakika bekletin. Tavaya ayçiçek yağı alın ve kızdırın.(bol yağda kızaracak) Suda bekleyen patlıcan halkalarını kurulayın ve kızartın. Çok kararmayacak şekilde kızartılmalıdır. Kızaran patlıcanları yağını çekmesi için kağıt havlu serili tepsi üzerine çıkarın. Diğer tarafta kuru soğanı küçük doğrayın. Bir tavaya soğanları ve zeytinyağını alarak kavurmaya başlayın. Kıymayı ekleyin. Biberleri biraz büyük olacak şekilde doğrayın Domateslerin kabuklarını soyarak küp küp doğrayın. kavrulan soğan ve kıymaya biberleri ve domatesleri ekleyerek kavurmaya devam edin. Salçayı,tuz ve karabiberi ekleyin,karıştırın. Yayvan bir tencereye bir kat patlıcan bir kat kıyma harcı olacak şekilde yerleştirin. Üzerine suyunu verin ve kısık ateşte yemek yağına kalana kadar pişirin. Afiyet olsun.

Dünya da ve Türkiye de Hikayesi Olan Yemekler-YENİ ÇAĞRI GAZETESİ-NEŞEM ÇELİK YEMEK KÖŞESİ-PERDE PİLAVI VE HİKAYESİ NEDİR?

DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER- SUŞİ'nin TARİHİ VE HİKAYESİ NEDİR?SUŞİ NASIL HAZIRLANIR?

Merhabalar sevgili dostlar, Hikayesi ve tarihi olan yemekler serimiz bugün Uluslararası Mutfaklar da çok yaygın olan ''SUŞİ''nin tarihi ve yapılışı sizlerle.. Ülkemizde de ilk tanınması 1997 yıllarına raslamaktadır,2000'li yıllarda ise yaygın hale gelmiştir.Bugün hali hazır da özellikle gençliğin tercihleri arasında bulunan Uzak Doğu Restoranları,bir çok çeşiti ile ''SUŞİ'',en çok seçilen yemekler arasındadır. Japon Mutfağının en eski ve en bilinen yemeklerinden ''SUŞİ''nin tarihinin M.Ö 4.yüzyıla kadar uzandığını ve balığın korunması amacıyla (balıkçıların) pirince sararak saklamaları sonucu ortaya çıkmıştır. Adalar Ülkesi Japonya'nın denizle kurduğu güçlü ilişkinin ürünüdür ''SUŞİ''.. Topraklarının tarıma uygun olmaması,deniz ürünlerine dayalı apon Mutfağının ,geleneksel lezzetidir.Suşi'nin atası olarak kabul edilen orijinal ilk tarif ''NAREZUSHİ'', M.Ö 4.yüzyıl da Mekong Nehri kıyısında ve ÇİN topraklarında ortaya çıkmıştır. Japonya'ya girişi 8.yüzyılda ,ilk olarak balıkların daha uzun süre korunabilmesi ve saklanabilmesi amacıyla,tuzlanarak pirinçle sarılması,kuyularda depolanması ile yapılmıştır. Ancak Japon topraklarında 1337-1573 yılların da yaşanan kıtlık nedeniyle,balıkçılar balığı sardıkları pirinci atmak yerine ,balıkla birlikte,her zaman yanlarından ayırmadıkları soya sosuna batırarak tüketmeleri sonucu da ''SUŞİ''karınlarına doyuran bir yemek olarak ortaya çıkmıştır.Bir bakıma yokluktan yaratılan yemek de diyebiliriz.Bir çok Ülke de kıtlık ve yokluk zamanlarında ortaya çıkan yemekler gibidir.Yokluk zamanlarından bir lezzet.. Japon balıkçıların hayatta kalmaları deniz'e bağlı olduğundan,bulabildikleri tek şey de çiğ balık,pirinç ve yosun üçlemesi ''SUŞİ''yi doğurmuştur. 1800'lü yıllar da ise Japonyanın başkenti Tokyo da bulunan EDO bölgesinde sokaklarda satılan ,fast-food olarak ün kazanan ''SUŞİ'',halk arasında popülerliğini arttırmıştır. 1980'li yıllarda Dünya da sağlıklı beslenme furyası,önce Amerika'lılar,sonra Avrupalıların ,hiç yağ içermeyen ve çok sağlıklı bir besin olan ''SUŞİ''yi keşfetmesi ve Batı Ülkelerinde de Suşi lokantalarının hızla yayılması başlamıştır.Japon kültürüne özgü,minimalizim,niteliğin nicelikten üstün tutulması,ustalığa verilen önem,estetik ve uyum,Suşi'nin lezzeti kadar önem taşır. Japonya da bir SUŞİ ustası,5 ve 7 yıl arasında yetişir ve bu ilk 5 yılda balığa israf olmaması adına eli bile değmeden sadece diğer malzelerini hazırlamakla geçtiktan sonra son 2 yılında Suşi'yi hazırlayıp sunması ile öğretilir. Günümüzde bir çok Uzak Doğu Restoranların da bir çok çeşiti ile ''SUŞİ''her damak zevkine göre çeşitlendirilmiştir. Evlerininzde hazırlayacağınız bir tarifini de sizler için yazıyorum.SUŞİ tutkunları ,çok eski tarihi ile ortaya çıkan ve bu lezzeti sevenler için ,Japon balıkçılar anısına SEVGİYLE..🧡🧡 URAMAKİ SUŞİ (Somon Füme ve Avokadolu Roll) 8 porsiyon MALZEMELER: 5 küçük Avokado dilimi 5 küçük Kornişon 1 ad Nori Yosunu 200 gr pişmiş Suşi pirinci 1/ 2 tat.kaş.Wasabi ezmesi 2 tat.kaş.Krem peynir, 150 gr Füme Somon GARNİTÜR: 2 tat.kaş.Yabani Somon havyarı 1 ad Turp birkaç dal dereotu TABAKLAMA: Turşu zencefil Wasabi ezmesi Soya sosu HAZIRLANMASI: Avokado ve kornişonları şeritler halinde kesin. Nori yosununu suşi mat'ının üzerine yerleştirin. Parmaklarınızı ıslatarak pişen pirinci mat'ın üzerine bastırarak yerleştirin. Dikdörtgen olacak şekilde pirinci yayın ve ters çevirin. Ters çevirdiğiniz yosunun orta kısmına wasabi ezmesi ve krem peynirini yayın. Avokado ve kornişonları uzunlamasına yerleştirin. Rulo olacak şekilde yuvarlayın. Rulonun üzerine somon şeritleri yerleştirin, Stech'le sıkıca sarın ve suşi mat'ı ile düzgün şekil verin. Strech'i çıkarın ve hazırladığınız ruloyu 8 eşit parça olacak şekilde dilimleyin. Servis tabağına alın ve yanlarına garnitürler ekleyerek ikram edin. Afiyet olsun. Sevgiyle...

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER-COXİNHA'NIN HİKAYESİ VE TARİFİ NEDİR?NASIL HAZIRLANIR,PİŞİRİLİR?

Merhabalar sevgili dostlar, Brezilya Mutfağında önemli bir yeri olan COXİNHA'nın tarihçesine bakıldığında 19.yüzyıla uzandığı görülür. Hikayesi de bir o kadar ilginçtir. Bilindiği kadarıyla, o dönemin asilzadeleri yolculukları esnasında ''MAVİ TEPE ÇİFTLİĞİ''denilen yerde ağırlanırmış. Ve bu çiftliğin zihinsel engelli, boğazına düşkün ve tavuk budu olmayan sofraya oturmayan oğulları olduğunu herkes bilirmiş.Hatta gelen misafirlere tavuk butları çocuğa ayrılır kalan tavuğun diğer kısımları servis edilirmiş. Tarihi kayıtlara göre İmparator Don Pedro,Limeira şehrini ziyaretlerinde (1876-1886) Mavi Tepe Çiftliğinde ağırlanmış,İmparatorun misafir edildiği dönem çiftlik çok kalabalık olduğu için,yeteri kadar tavuk budu bulamayan aşçı,çocuğun kaprislerini de bildiği için ,tavukların but hariç diğer kısımlarından tavuk buduna benzer şekilde bu tarifi hazırlayarak misafirlere sunmuş.Sonuç çok başarılı olmuş ve Prensesin oğlu bu yemeğe bayılmış. İmparator ve İmparatorun usta aşçısına kadar bu yemeğin tarifi onaylanmış. Böylece COXİNHA ilk kez asillerin çiftliğinde denenmiş olsa da,hikayesi ile birlikte kulaktan kulağa hızla tüm Ülkeye yayılmış. Günümüz de Brezilyanın çoğu yerinde atıştırmalık olarak tüketilen COXİNHA, özellikle SAO PAULO'da bütün yerel restoranlarda ve kafelerde satılan bir yiyecektir. Hikayesi olan yemeklere ilgim nedeniyle bu tarifi denedim ve çok beğendik.Her ne kadar görüntüsü itibariyle bizim İçli Köfte'mizi anımsatsa da daha farklı lezzette.. Değişik kültürlerde değişik yemekleri denemeyi seviyorsanız hiç tereddütsüz hazırlıyabilirsiniz. Bu hafta Brezilya Sokak Lezzetlerinden bizlerin damak lezzetine uyacağını düşündüğüm bu yemeğin tarifini kolaylıkla hazırlıyabilirsiniz. Vereceğim tarif bire bir ölçülerdedir,herkese şimdiden kolaylıklar diliyorum. MALZEMELER; 800 gr Tavuk But yada pirzola (kemikli) 1 ad kuru soğan 2 diş sarımsak 1 ad kapya biber 1/2 demet maydanoz Tuz & Karabiber HAZIRLANMASI: Düdüklü tencerenize bütün malzemeleri alın ve üzerine 1,5 lt su ilavesi ile haşlayın. Pişen yemeğin içinden tavuk kemiklerini çıkarın ve sebzelerle birlikte püre kıvamında ezerek hazırlayın. HAMUR İÇİN: 3 su bar.Tavuk suyu (yukarıda verdiğim karışımın suyu) 3 su bar.Un 1,5 yem kaş. Tereyağ Tuz & Karabiber HAZIRLANMASI: Tencereye tereyağını ve tavuk suyunu alın . Tereyağ eriyene kadar kaynatın.Tuz ve karabiber ekleyin. Unu ilave ederek hızlıca karıştırın.un topakları kalmayacak şekilde kısık ateşte pürüzsüz bir hamur elde edin. Hamuru zeytinyağ sürülmüş tabağa alın. İÇ MALZEMESİ: 400 gr Tavuk eti (haşlanmış) 1 ad kuru soğan 2 ad sarımsak 2 yem,kaş,tereyağ 7-8 dal ince kıyılmış maydanoz Tuz & Karabiber Kuru soğanı küçük doğrayın ve tereyağ ile kavurun. Sarımsakları doğrayarak ekleyin. Haşlanan tavuk etlerini didikleyerek ekleyin. Tuz ve karabiber ile tatlandırın. İnce doğranmış maydanoz ile karıştırın. HAMURUN HAZIRLANMASI: Hamur karışımından ceviz büyüklüğünde parçalar yuvarlayın. içli köfte yapar gibi orta kısmını açarak çanak şekli verin ve içine iç harcı malzemesini yerleştirin. Daha sonra üst kısmı topaç gibi olacak şekilde şekil verin. KIZARTMAK İÇİN: Ayçiçek yağı BULAMAK İÇİN: 2 yumurta 1 dolu tat.kaş.nişasta (su da çözülmüş) 1 kase galeta unu PİŞİRME: Hazırladığınız COXİNHA'ları yumurtalarla karıştırdığınız nişastalı suya batırın. Daha sonra galeta ununa bulayın. Kızgın yağda devamlı çevire çevire rengi tamamen kızarana kadar pişirin. Derin ve kızgın yağda kızartılan coxinha'ların her tarafı aynı derece de kızaracaktır. Hepinize afiyet olsun. Sevgiyle..🧡🧡

DÜNYADA VE TÜRKİYEDE YEMEK HİKAYELERİ 5-HÜNKAR BEĞENDİ 'NİN HİKAYESİ VE TARİFİ NEDİR?SULTAN ABDÜAZİZ İLE İMPARATORİÇE EUGENİE'NİN BURUK AŞK HİKAYESİ NEDİR?

Merhabalar sevgili dostlar, Dünya'da ve Türkiye'de Hikayesi olan yemekler de konuğumuz ,buruk bir aşkın öyküsünden geriye kalan ''HÜNKAR BEĞENDİ'' Osmanlı MutfağınIN en önemli lezzet miraslarından biri olarak yüzyıllar geçsede,Türk Mutfağ ının en popüler davet yemeklerinden''Osmanlı Mutfağının Efsanesi'',özel günlerin,özel misafirlerimiz için genelde tercih ettiğimiz ve sofralarımıza konuk ettiğimiz yemeği ''HÜNKAR BEĞENDİ'' Türk Mutfağında patlıcan ile yapılan yemeklerin sevildiğini hepimiz biliriz ve özellikle de patlıcan'ın köz halinin enfes lezzeti ile kırmızı et'in buluşmasının ortaya çıkardığı lezzet şöleni hepimizin bu yemeği sevmesinin önemli nedenidir. Osmanlı Mutfağının en nadide lezzetlerinden biri olan ''HÜNKAR BEĞENDİ''nin bir de hüzünlü bir aşk hikayesi vardır.Ve bu eşsiz lezzet bu aşk'tan doğmuştur. Osmanlı İmparatoru Sultan Abdülaziz,yurtdışına seyehat eden ilk Osmanlı Padişahıdır.Yenilikçi,göterişten uzak,sakin bir yapıya sahip olan Sultan Abdülaziz,ayrıca yetenekli bir resamdır da.. Takvimler Haziran 1867'yi gösterdiğinde ,Sultan Abdülaziz'in bu yeteneğini bilen Fransa İmparatoru III.Napolyon,''Milletler ArasıParis Sanayi Sergisi''nin açılışı nedeniyle Sultan Abdülaziz'i Fransa'ya davet eder.Aynı tarihlerde İngiltere Kraliçesi Victoria'da Padişahı Londra'ya davet edince ,Abdülaziz her iki daveti de kabul ederek Avrupa seyahatine çıkar.ve Osmanlı tarihinde seferler dışında,İstanbuldan ayrılarak,yabancı Ülkelere seyehate çıkan yegane Padişah ve hristiyan dünyasına dost olarak giden ilk Halife Abdülaziz olur. Sultan Abdülaziz,Paris ziyareti sırasında ,resim sergisi ve sonrasında,Fransa İmparatoru III.Napolyon'un eşi İmparatoriçe Eugenie(Öjeni)ile tanışır ve İmparatoriçeye ilk görüşte aşık olur,ama hisleri tek taraflı değildir. Ağustos 1867 de Sultan ,Fransa ve İngiltere ziyaretlerini tamamlayarak yurda döner. Ardından 2 yıl sonra,yani 1869'un sonlarına doğru Süveyş Kanalının açılışı nedeniyle ,III.Napolyon ve İmparatoriçe davet edilir ,lakin açılışa Napolyon işleri nedeniyle katılamayarak eşini gönderir.İmparatoriçe Eugenie ,Mısır'a gemiyle yolculuğa çıkınca önce İstanbul'a ,Abdülazizin yanına gelir.İmparatoriçe Eugenie ,Boğazın şaşaalı ama mağrur bekçisi''Beylerbeyi Sarayı''na ayak bastığında ,Sultan Abdülaziz de Dolmabahçe Sarayından saltanat kayığıyla Saraya gelmiştir bile.. Sultan'ın ,Eugenie için hazırlattığı gecelik entarisi yapılması için altın işlemeli şal,şehrin tüm sokaklarının da fısıltılarında ana konusu olmuştur. 2 yılın sonunda ,iki aşık,sonunda Konstantiniyye'de kavuşmuş,o geceyi birlikte geçirmişlerdir. Sultan Abdülaziz Eugenie'ile kavuşmasının şerefine Sarayda her şeyin en güzel olmasını ister ve Saray Mutfağına Eugenie'ye özel yeni bir yemek hazırlamalarının haberi gönderir. İmparatoriçe yanında getirdiği mahiyetinde ki aşçınında Saray mutfağında saray aşçıları ile birlikte kolları sıvarlar.Sultan ve Eugenie'ye için özel bir yemek hazırlamaya girişirler.Köz de patlıcan aşklarının ateşini temsil eder,padişahların en sevdikleri ve sofralarından eksik etmedikleri kırmızı et'te patlıcana eşlik eder.eugenie'nin aşçısı da İmparatoriçeyi anımsatması adına Fransız mutfağının sevilen sosu ''Başamel sosu''közlenmiş patlıcanla buluşturur.Ve bu büyük aşkı her iki mutfağın sevilenleri ile harmanlarlar.Bu muhteşem yemek Padişah ve Eugenie'ye sunulur ve sonuç için mutfakta heyecanlı bekleyiş başlar...Gerek Eugenie,gerekse Padişah bu eşsiz lezzette ki yemeği çok beğenir ve aşçılara beğendiğinin haberini yollar.Bu haber üzerine her iki aşçı da içleri rahat bir şekilde çok sevinirler ve ''HÜNKARIMIZ BEĞENDİ''derler.İşte o büyük aşkın birlikteliğinden doğmuştur ''HÜNKAR BEĞENDİ''.. Abdülaziz ve Eugenie'nin aşkına gelirsek,birlikte geçirilen bir haftanın sonunda ,Sultan Abdülazizin annesi''Pertevniyal Valide Sultan'',Eugenien'in Saray da kalması taraftarı olmaz ve hatta sert bir dille ''Memleketine dön,senin kocan yok mu? diye sesini yükselterek ,gitmesini söyler.Ancak buna rağmen İmparatoriçe İstanbul'dan olaylı değil,mutlu bir şekilde ayrılmıştır. Bu hikaye de böylece yarım kalır ve III.Napolyon'nun tahttan indirilmesiyle Eugenie,İngiltere'ye sürgün edilir.Bir süre sonra da eşini ve çocuğunu kaybeder.Bu arada İstanbulda da durumlar hiç iç açıcı değildir. Sultan Abdülaziz ,tüm tarihi kayıtlara,intihar olarak geçse de ,tahttan indirilir ve yatağında bilekleri kesilmiş olarak bulunur.Son yıllarda öldürüldüğüne dair iddialar da bulunmaktadır. Sürgünle birlikte Fransa'ya gidemeyen Eugenie,40 küsur yıl aradan sonra İstanbul'a tekrar gelir ve Padişah Sultan Reşad'a Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzettin efendiyi görme talebini iletir.Bu,küllenen aşkına hem yeniden bir ''Merhaba'',hemde ''Elveda''demektir. İspanyol Kültür Merkezi ''Cervantes Enstitüsü'nün''Müdürü ''PABLO MARTİN ASUERA'nın yayınladığı ''MAVİ SÜTUNLU SARAY''isimli kitabında belirttiği gibi,hikaye doğrulanarak,tarih sayfalarına hüzünlü ve buruk bir aşkın öyküsü olarak geçmiştir. Sultan Abdülaziz ve Eugenie'nin hüzünlü ve buruk aşkından da bizlere Türk Mutfağının en önde gelen yemeklerinden ''HÜNKAR BEĞENDİ'',ENFES lezzeti ve hikayesi ile miras kalmıştır. HÜNKAR BEĞENDİ,batılı anlamda bir tekniğin,Osmanlı kültürüne adapte edilmesiyle üretilmiş bir yemektir. Dün,bugün ve yarın da bu hikaye dillerden dillere gezmeye,Hünkar Beğendi de sofralarda,özel günlerimizi süslemeye devam edecektir. Haydi bir güzellik yapalım ve bu hafta yada en kısa zamanda Sultan Abdülaziz ve Eugenie'nin aşklarının anısına HÜNKAR BEĞENDİ'yi soframıza taşıyalım. Sevgiyle...
HÜNKAR BEĞENDİ MALZEMELER: 750 gr Dana Kuşbaşı (aslı kuzu eti ile yapılmaktadır) 1 ad kuru soğan 4 ad Domates (İlk tarifte Osmanlı domatesle tanışmadığı için domates yoktur.19.yüzyıl sonlarına doğru yemeğe domates eklenmiştir) 1 yem kaş domates salçası 2 yem kaş zeytinyağ + 2 yem kaş tereyağ ( gerçek tarifinde sadece sade yağ ve kuyruk yağı kullanılmıştır) Tuz + Karabiber 4 su bar Su PATLICAN BEĞENDİ İÇİN: 5 ad Büyük Patlıcan 2 yem kaş Un 2 yem kaş tereyağ 2 su bar Süt 1 su bar kaşar peyniri rendesi ( Tuz + Karabiber + 1 çay kaş Muskat rendesi TABAK SÜSLEME: Közlenmiş domates ve biber HAZIRLANMASI: Kısa sürede pişireceğimiz için eğer Dana eti kullanacaksanız düdüklü tencere tercih ediniz. tencereye zeytinyağını alarak yüksek ateşte kızdırın ve etleri ekleyerek mühürleyin. Etler suyunu bırakıp tekrar suyunu çekerek sadece yağı kalınca,doğradığınız kuru soğanı ekleyerek kavurmaya devam edin. Domateslerin kabuklarını soyun ve küçük küpler halinde doğrayarak karışıma ekleyin. Salça,tuz,karabiber ve suyunu vererek kapağı kapatarak düdüklü de ise takribi 20-25 dakika,kuzu eti ile hazırladıysanız kısık ateşte daha uzun sürede pişecektir. Tarifin aslında etler limon ve zeytinyağında bekletildikten sonra (kuzu etleri)şişlere bir et bir kuyruk yağ olarak (etler ve kuyruk yağı küp doğranmış olacak)dizilir ve mangal üzerinde pişirilir. Yıllar içerisinde tarif evrilerek biraz farklı hale gelmiştir.Ama özüne uygun olarak da yapılmaktadır. Bu arada patlıcanları ateş üzerinde közleyin ve bir naylon torba içine alarak nemlendirin(rahat soyulur ve köz kokusu içine çeker) Közlenen patlıcanları soyduktan sonra küçük parçalar halinde doğrayın.(tarifin aslında patlıcanlar ayrıca püre haline gelmesi için süzgeçten geçirilir) Diğer tarafta zeytiyağ ve tereyağını eritin un ilavesi ile kavurmaya başlayın. Un kokusunu çıkardıktan sonra sütünü yavaş yavaş ekleyerek pürüzsüz halde karıştırın. Bu başamel sosunuzdur,şimdi tuz,karabiber ,muskat ve patlıcanları ekleyerek karıştırın ve sıcak halde bekletin. Servis tabağına patlıcan beğendiyi alın. Orta kısmına suyunu süzdüğünüz etleri yerleştirin. Suyundan hafifçe üzerine gezdirin. Tabağın yan kısımlarına közlenmiş domates ve biberler ekleyerek ikram edin. Afiyet olsun.

DÜNYA'DA VE TÜRKİYE'DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER-4- HAMBURGER

Merhabalar sevgili dostlar, Dünya'da ve Türkiye'de hikayesi olan yemekler serimizin 4. konuğu tüm Dünya da hali hazırda popülerliğini koruyan bir lezzet ''HAMBURGER'' İki dilim sandviç arasında köfte ile yapılan bir sandviç türü diyebileceğiniz,genellikle bir kaç malzeme ilavesiyle zenginleştirilen günümüzün de en popüler sokak lezzetlerinden bir tanesi... Ketçap'ı ,mayonez'i,turşusu,karamelize soğanı,domatesi ve bir çok ilave malzemesi ile özellikle gençlerin daha çok tercih ettikleri ''HAMBURGER'' Köfte'nin yapımında genellikle kırmızı et kullanılsa da ,tavuk etinden (chicken burger) yapılanları da yaygın olarak tüketilmektedir. Yağ oranı çok yüksek olmakla birlikte ,sokak lezzetleri denildiğinde ,ayak üstü tüketilen yiyeceklerinde en önemlisidir ''HAMBURGER'' Şöyle bir geçmişini araştıralım ve tarihte bir yolculuğa çıkalım mı ? Hamburger'in tarihi Orta Asya'ya,Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır.O zamanlar da savaşçı Tatar atlılarının et'i çiğ olarak tükettikleri bilinir.Zaman içerisinde ,eti saklama amaçlı ,atlarının eğerlerine koyarak uzun seferlere çıktıklarında,at'ın hareketi ve ısısı sayesinde,et'in az da olsa piştiğini ,yumuşadığını ve daha kolay çiğnelenebilir hale geldiğini keşfederler.Asya steplerinde ki bu uzun seferler de ,et'i eğerin altından çıkartarak ona tuz ,biber ve soğan da ekleyerek tüketmeye başlamışlardır.Sonunda bugün de bilinen ''Tatar Bifteği''ortaya çıkmıştır. 19.yüzyıl ortalarında ,Almanya'nın Hamburg şehrinden gelen bir tüccar,ticaret amacıyla gittiği Orta Asya da ''Tatar Bifteği''ni görür,yer ve beğenerek Almanya'ya getirir,Hamburg Bifteği olarak sunmaya başlar. Sonraları ise bir aşçı eti daha yumuşak kıvama getirmek için kızartarak servise sunarak ismini de ''HAMBURGER''yani Hamburg'a ait''anlamına gelen isimle lanse eder. Hamburger'in ,Almanya'dan çıkışı ise iki farklı yolla gerçekleşmiştir. Bunlardan biri bir fizikçi ve aynı zamanda bir yemek geliştirme uzmanı olan Dr.J.H.SALİSBURY'nin,Hamburger'i İngiltere'ye götürmesiyle olmuştur. Çünkü Dr.Salisbury,sağlıklı bir yaşam için günde 3 kere ,önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenmesi gerektiğine inanmaktaydı.Ve bu şekilde hazırlanan Hamburger'e İngiltere'de ''SALİSBURY BİFTEĞİ''adı verilerek sunulur. Hamburger'in Almanya'dan ikinci çıkışı ise,19.yüzyılın sonlarında,Alman göçmenlerinin Amerika'ya gidişiyle olmuştur. Hamburger bifteğinden yapılan köftelerin ismi Amerika 'da ''HAMBURGER''olarak tanınmaya başladı.Yani tarihten bu yana Hamburger etinde hiç bir zaman domuz eti olmamıştır. Türkiye ilk Hamburger'le ne zaman tanıştı diye bakacak olursak,İstanbul/Anadolu yakasında bir büfenin ,1962 yılında köfte/ekmek tanımını ketçap yada salçalı sos ilavesiyle müşteriye sunması kayıtlara geçmiştir. Hamburger'le bütünleşen ''Mc Donald's'lara bakıldığında takvimler Ekim 1986'yı göstermektedir. İnsanların hızlı yemek alışkanlıklarının Ülkemizde de özellikle son yıllarda çok artması,bu tarz yemeklerin de çoğalmasına ve ayak üstü yemek firmalarının Türkiye pazarına girmesine sebep olmuştur. Her ne kadar Hamburger'e bağımlılığımız Amerika kadar olmasa da .zamanın koşturmacası içinde ,ayak üstü sokak lezzetlerinin talebi Ülkemizde de artış göstermiştir. Dünden bugüne ''Hamburger''..büyükten küçüğe severek tüketilen,aslında mis gibi anne köftesinin yerini benim gözümde alamasa da,lezzetli bir ''Hamburger''i evimizin mutfağında çocuklarımız için nasıl hazırlarız ?diyorsanız,işte en pratik tarifi ile Hamburger yapımı.. Bir Hamburger Köftesinin lezzetli ve başarılı olmasını istiyorsanız ,en önemli kriteri etinizi iyi seçmektir.İlk çıkışı Biftek kıyması denilse de sizler evlerinizde kasabınızdan tek çekim olacak Dana Döş Kıyması seçmelisiniz. Kıymanın tek çekim olması etin suyunun ezilerek kaybını önleyecektir buna dikkat edelim. Diğer işlem ise sadece tuz ve karabiber,başka hiç bir şey konulmaz. Endüstriyel yapılan Hamburger'lerin içine farklı malzemeler (maliyeti düşürmek adına)katılsa da ,gerçek bir Hamburger yemek istiyorsanız üç malzeme yeterlidir.Sonrası ise kocaman yuvarlak köfte şekilleri vererek buzdolabında dinlendirmek... Eviniz de mangal imkanı olanlarınız yoksa,döküm ızgara bir tava işinize yarayacaktır. Kızgın döküm tava da,kısa sürede pişirmek önemli detayıdır.Kızgın döküm tava köftelerin suyunun içinde kalmasını sağlayacak ve etin lezzetini muhafaza edecektir. Hamburger ekmeklerini de isterseniz kendi fırınınızda pişirebilir yada zamandan tasarruf için dışarıdan temin edebilirsiniz. Köftenin dışında ilave malzemeler ise tamamen damak keyfinize kalmış..İster karamelize soğan hazırlayın isterseniz ilk çıkışı sadce ketçap/mayonez...Tercih sizlerin...Ama yanında bir tabak patates kızartması hiç de fena olmaz... Orta Asya'dan bugüne,Tatar savaşçıların anısına...haydi bir güzellik yapalım,hafta sonu bir güzel ''HAMBURGER''le... Afiyet olsun.. Sevgiyle..🧡🧡

DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER SERİSİ-3- PERDE PİLAVI

Merhabalar sevgili dostlar, Dünya da ve Türkiye de hikayesi olan yemekler serimizin 3. konuğu -PERDE PİLAVI.. Asıl Vatanı Orta Asya olsa da hepimiz Perde Pilavı'nı Siirt Mutfağının,fes şeklinde özel tenceresi ile pişirilen Siirt'in en meşhur yemeği olarak biliriz. Daha tadına bakılmadan görüntüsü ile yüzleri gülümseten ve sofralar da daha fazla ilgi gören ''Perde Pilavı'',yalnızca Siirt ilimizde değil,Türkiye'nin çoğu bölgesinde de bilinmekte ve sevilmektedir. Siirt'te geleneksel bir yemek olmakla birlikte ,misafirperverliğin ve aile bağlarının sembolü haline gelmiştir. Siirt'te misafirlere Perde Pilavı ikram etmek,onlara verilen değeri ve gösterilen özeni ifade eder. Bu yemeğin her bir lokmasında tarih,kültür ve duygusal anlamlar saklıdır. Bu eşsiz lezzetli yemeğin ardında yatan ilginç de bir hikayesi vardır. Bir anlamda kaynananın yeni geline nasihati de diyebiliriz. Bu yemeğin her bir malzemesi özel bir anlam ifade eder.Kayınvalidenin düğün günü gelinine Perde Pilavı sunması,''Bu ev artık seninde evin,bu evin sırlarını,sorunlarını,kendi sırrın,kendi sorununmuş gibi saklamalı ve kendi anne babana dahi olsa belli etmemelisin''mesajını verir. Pilavın üzerini kaplayan hamuru gelinin manevi bağlılığını ve evin sırlarını saklamasını temsil eder. Pirinç taneleri bolluk ve bereketin,bademler erkek torun hasretinin,dolmalık fıstıklar kız torun hasretinin,kuş üzümleri sağlığın,baharatlar ise hayatın acı ve tatlı günlerinin simgesidir. Siirt'li gelinlere Karabiberin neyi temsil ettiği sorulduğunda esprili verilir cevabı;Kaynana ! Perde Pilavının içine şimdilerde kuşbaşı et yada tavuk eti tercih edilse de,bir zamanlar evin reisini temsil ettiği için horoz eti veya keklik eti kullanılırmış Tuzla ıslatılmış pirinci,haşlanmış tavuk yada yumuşacık pişirilmiş kuşbaşı eti ,soyulmuş bademi,kuş üzümü,çam fıstığı ve baharatları ile hazırlanan pilav,geleneksel fes şeklinde bakır tencereler de ,bol tereyağ kaplamasının üzerine nakış gibi işlenen bedemlerin üzerini kaplayan hamurun kaplanması ile fırında pişirilir. Yeni gelin ,yeni evine girdiğinde başından aşağıya pirinç taneleri dökülür,bu gelenek ,eve ve evliliğe bereket getirmesi,Perde Pilavı da evin birliğini ve bereketini simgeler.gelin,kaynanasının elinden bu özel anlam içeren yemeği alırken,evin sırlarını saklaması gerektiğini anlar. Bu lezzetli yemeğin her bir lokmasında ,Siirt Mutfağının tarihi,kültürü ve duygusal anlamlar saklıdır. Bu yemeği pişirenler,sevenler yada hiç pişirmemiş olanlar,hikayesini okuduğunuz bu lezzeti bu hafta misafirleriniz için pişirelim mi? Siirt'li yeni gelinlere selam olsun... Sevgiyle... ----------------------------------------------------------------------------------------------- PERDE PİLAVI MALZEMELER: -2,5 su bar Baldo Pirinç -2 ad tüm Tavuk But ve 1 ad Tavuk göğüs -55 su bar Su -1 çorba kasesi İç Badem -1 yem kaş.Dolmalık Fıstık -1 yem kaş kuş üzümü -4 yem kaş.Zeytinyağ + 1.5 yem kaş Tereyağ - 3,5 su bar Tavuk suyu -Tuz - Karabiber -Tarçın-Yenibahar-şeker -HAMURU İÇİN: -3 yem kaş Yoğurt -2 ad Yumurta -1/2 çay bar zeytinyağ yada ayçiçek yağı -2,5 - 3 su bar.Un PİLAVIN HAZIRLANMASI: -Tavukları su ilavesi ile haşlamaya bırakın. -Haşlanan tavuk etlerini didikleyin ve kenara alın. -Pirinci az tuz ile yarım saat suda bekletin. -Bademlerin birazını tencerenin içini süslemek için ayırın ve geri kalanı pilav tencerenize alın. -Fıstıkları ve zeytinyağını ekleyerek orta ateşte kavurmaya başlayın. -Tuzlu suda bekleyen pirinçleri yıkayın suyunu süzün ve kavrulan badem ve fıstıklara ekleyerek kavurmaya devam edin. -Biraz kavurduktan sonra tavuk etlerini,tuzunu ,kuş üzümünü ,şekeri ve baharatlarını ilave edin,karıştırın. -Tavuk suyunu ekleyerek kısık ateşte biraz diri kalacak şekilde pişirin ve demlendirin. -Pilavınız demlenirken ,tereyağını eritin ve pilava ekleyerek karıştırın. -HAMURUN HAZIRLANMASI: -Bir kaseye un hariç malzemeleri alın ve karıştırın. -Unu azar azar ekleyerek yoğurun. -Ele yapışmayan bir hamur elde edin.Ve hamurunuzu tavuklarınızı pişmeye bırakırken yoğurun ve dinlendirin. -Şimdi gelelim tenceresine yerleştirmeye;eğer bakır perde pilavı tencereniz yoksa bir kek kalıbı yada yuvarlak derin bir cam kase işinizi görecektir.Cam kase pilavın alt kısmının kızarmasını tam göstereceği için tercih edebilirsiniz. -Kaseyi tereyağ ile bolca yağlayın. -Dilediğiniz şekilde bademleri tereyağına yapıştırarak yerleştirin.Ve kaseyi buzdolabına kaldırın. -Hazırladığınız hamurunuzu kasenin dışına taşacak şekilde açarak hazırlayın. -Bademleri bozmadan hamuru düzgünce kaseye bastırarak yerleştirin. -Hamurun bir kısmı dışa taşsın ki pilavın üzerini kapatalım. -Şimdi pilavı hamurun üzerine alın . -Dışa sarkan hamur ile üzerini kapatın. -180 derece de ısıtılmış fırında nar gibi kızarana kadar pişirin. -Fırından çıkan Perde Pilavını biraz dinlendirdikten sonra büyükçe bir tepsiye ters çevirin. -Sofranızın ortasında muhteşem görüntüsü ile ''Perde Pilavı''servise hazır.. -Afiyet olsun. -Sevgiyle..🧡🧡🧡

DÜNYA'DA VE TÜRKİYE' DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER SERİMİZİN 2.KONUĞU: KRUVASAN VE HİKAYESİ ?

Merhabalar sevgili dostlar, Dünya'da ve Türkiye de hikayesi olan yemekler serimizin ikinci konuğu ;KRUVASAN.. Her ısırıkta ,Viyana kuşatmasından Paris'in şık cafelerine kadar uzanan bir yolculuğun hikayesidir ''KRUVASAN'' Dünya çapında çok sevilen ve Fransız mutfağının simgelerinden biri haline gelmiş bir lezzetin,kökeni aslında Fransa'dan çok daha uzakta,Avusturya'ya dayanıyor.Ve Kruvasan'ın doğuşu,dönüyor dolaşıyor Osmanlı'ya kadar geliyor.Tarihi 17.yüzyılın sonlarına,Osmanlı İmparatorluğunun Viyanayı kuşattığı döneme kadar geliyor. Tarihler 1683 yılını gösterdiğinde ,Osmanlı İmparatorluğu gece vakti bir tünel kazarak şehre sızmayı ve Viyana'yı kuşatma planları yaparlar.Ancak sabahın ilk ışıklarında çalışmaya başlayan Viyanalı fırıncılar,kazı seslerini duyar ve bir tehlike olduğunu fark ederek,hemen yetkililere haber uçururlar.Böylelikle de Osmanlının planını bozarlar. Bu zaferin anısına da ,Viyanalı fırıncılar Osmanlı Bayrağının sembolü olan hilal şeklinde bir hamur işi yaparlar.Bu hilal şekli,Osmanlıyı temsil eder ve Viyanalıların zaferini sembolize eder.Fransızca ''CROİSSANT''yani ay çöreği,hilal açması adını alır.İşte KRUVASAN'ın ilk doğuşu da böyle tarihe geçer. Kruvasan'ın Avurturya' dan Fransa'ya yolculuğu ise 18.yüzyılda başlamıştır.''Marie Antoinette'in ''Avusturya'dan Fransa'ya gelin geldiğinde ,yanında getirdiği tariflerden birisi de KRUVASAN'dır. Şu an bildiğimiz şekliyle Fransız Mutfağına 19.yüzyıl başlarında yerleşen Kruvasan,Fransız fırıncıların kat kat açılan hamurun içine tereyağ eklemesi ve incecik çıtır çıtır bir hamur elde etmeleridir.Bu yöntemle pişirilen Kruvasan'lar hızla popülerlik kazandı ve Fransız kahvaltılarının vazgeçilmez hamur işleri arasında yerini almıştır. Kruvasan,Dünya genelinde birçok insanın kahvaltı ve çay saatlerinin tercihleri arasında yerini almaya devam ediyor. Geleneksel pişirilen tereyağlı Kruvasan'ın yanı sıra zaman içinde çikolatalı,bademli,jambon ve peynirli gibi birçok farklı çeşiti de yapılmaktadır. Fransız pastanelerinde sabahın erken saatlerinde mis gibi tereyağ kokusu ile pişirilen Kruvasan'lar,sadece Fransa da değil,tüm Dünya da büyük bir keyifle tüketilmeye devam etmektedir. Basit bir hamur işinin ötesinde,tarihle,kültürle ve geleneklerle,dünden bugüne ve geleceğe hikayesi ile birlikte nesilden nesile geçecek bir hamur işinin hikayesidir;KRUVASAN... Kahvaltı sofralarınız da bulunan Kruvasan'ı elinize aldığınızda Osmanlıdan Viyana kuşatmasına,Avusturyadan ,Paris'e ve günümüze tarihi bir yolculuğa çıkacaksınız. Viyanalı fırıncılar anısına.. Sevgiyle...🧡🧡🧡
MALZEMELER: HAMURU İÇİN: 200gr Un 30gr şeker 4 gr tuz 1/2yaş maya 40 gr eritilmiş tereyağ 95ml süt ARA KAT: 100 gr tereyağ (Tereyağını oda sıcaklığına getirin ve bir poşet içine alarak kare formu verin (15x15)tekrar buzdolabına kaldırarak sert kıvama getirin.) HAMURUN HAZIRLANMASI: Bir kaseye unu alın ve orta kısmını havuz gibi açarak mayayı,şekeri ve sütü alın,karıştırın.Maya aktif hale geldikten sonra tuz ve yağını ekleyerek yoğurun ve pürüzsüz kıvama getirin. hamurun üzerini örterek mayalanmaya bırakın. Mayalanan hamuru tekrar yoğurun ve 20 dakika buzdolabına kaldırın. Buzdolabında soğuyan hamuru tezgaha alın ve 30x15 boyutlarında açarak ortasına soğuk tereyağını yerleştirin ve zarf gibi kapatarak tekrar buzdolabına kaldırın. 20 dakika aralıklarla soğuyan hamuru 3 kez buzdolabından çıkararak içindeki tereyağın dışarı çıkmasını önleyerek merdane ile dikdörtgen açıp tekrar zarf gibi kapatın. En son hamuru uzun dikdörtgen şeklinde açın ve üçgen olacak şekilde kesin. Her bir üçgen hamurun alt geniş kısmının ortasına minik bir kesik atın. Daha sonra hamurları rulo sarın. Fırın tepsisine yerleştirin ve 1 saat tepsi mayası yaptırın. Üzerlerine yumurta sarısı ve süt karışımı sürün. 180 derece de ısıtılmış fırında iyice kızarana kadar pişirin. Kruvasanlarınızın parlak olmasını istiyorsanız soğuduktan sonra üzerlerine şerbet,su ile inceltilmiş bal yada kayısı reçelinin suyunu fırça ile sürebilirsiniz. Afiyet olsun.

DÜNYA'DA VE TÜRKİYE'DE HİKAYESİ OLAN YEMEKLER SERİSİ-1.EZO GELİN ÇORBASI

Merhabalar sevgili dostlar, Dünya'da ve Türkiye'de hikayesi olan yemekler olarak başlattığımız serimiz de ilk hikayemiz ''EZO GELİN ÇORBASI''.. Türk Mutfağının ''çorbalar''kategorisinde yerini alan,severek tükettiğimiz ,besleyici ve doyurucu özelliği ile özellikle de kış aylarında sıkça pişirilen Ezogelin çorbası ,lezzetinin yanı sıra hikayesi ile de bilinir. 1909 yılında GaziAntep'in Oğuzeli kasabasına bağlı Uruş köyünde ''Zöhre''adı verilen bir kız çocuğu doğar.Babası Bozbeyikli oymağından Emir Dede,anası Elif'tir.Güzelliği dillere destan olan ,bakanın bir daha baktığı bu kız çocuğu Zöhre'ye, ''Ezo''yani güzel anlamı ifade eden isimle çağırılır.Ezo kız o kadar sevilir ki adına şiirler ,türküler yakılır. Ezonun güzelliği dillere destan olurken,Barak arasında bir gencin adı da,sesi de dillerde dolaşır durur.Komşu ''Beledin''köyünden ''Şitto ''diye bilinen ''Hanifi'dir''bu genç..O sıralar Hanefi otuzlu yaşlarında,''Aya ,sen doğma ben doğayım''diyen güzeller güzeli Ezo da yirmili yaşlarındadır. Kısa bir süre sonra Uruş köyünde ki bir düğünde Ezo ile Şitto Hanefi bir araya gelir ve Şitto ,Ezoyu görür görmez gönlünü kaptırır.Ve Ezo'ya dünür yollatır.Ama gelin görün ki Şitto Hanefi'nin gönlüyle kafası ayrı telden çaldığından,doğru düzgün bir evi dahi yoktur ama yüreği Ezo diye çarpar. Eşin dostun araya girmesiyle ve bir şartla şitto Hanefi'ye ''evet''denir.Ezoyu almasına karşılık ,Ezo'nun ağabeyi Zeynel de ,Hanifinin halası ''Hazik'i alacaktır.Yani Anadolu da gerçekleşen ve ''Berdel''dir bu.. İki düğün birden kurulur,Şittoyla Ezonun düğünü Beledin köyünde,Zeynel'le Hazik'in düğünü Uruş'ta..Zurna öttü,davul vuruldu,iki köyde iki mutlu yuva kuruldu. Ve o günden sonra Ezo,Ezo Gelin olarak anılır.Ezo ile Şitto çok mutlu bir hayat sürüyorlardı ki, Bir rivayete göre;mutlulukları göze geldi,aralarına nifak sokanlar,dedikodu yapanlar bazı kendini bilmezler laf taşıdılar aralarına bozdular,diğer rivayete göre ise Ezonun ağabeyi Hazik ile ayrılınca,berdel olduğu için aynı şeyin Şitto ile Ezo'nun da yapması sonucu,bir harman sonu evlenmişlerdi,ikinci harman sonuna kadar dek birlikte yaşamadılar.Ve Şitto ,Ezo ile olan öykülerini bir cümle ile ifade eder ''kötü talih,geç buldum tez yitirdim''der. Ezo gelin sevdiğinden ayrılır. Ezo ayrıldıktan sonra 6 yıl evlenmez ve bu süre içinde çok sıkıntılı günler geçirmekle birlikte,yaş aldıkça daha da güzelleşir,serpilir,gen,yaşlı,zengin,fakir nice talibi çıkar,her talibi Ezo'nun önüne neyi varsa serer,lakin Ezo ,6 yıl boyunca kimseye ''evet''demez,hepsini geri çevirir. Sonunda ailesinin ısrarı üzerine,kendisine genç kızlığından beri talip olan teyze oğlu ''Memey''ile evlenmeye razı olur. Türkmen oymağından olan Memey,Suriye'nin Türkiye sınırına yakın ''Kozbaş''köyünde oturmaktadır ve Ezo 1936 senesinin güzünde Uruş'tan Kozbaş'a gelin gider. Ezoyla Memey'in iki kızları olur lakin ilk kızları fazla yaşamadan ölür,diğer kızlarının adı ''Celile'dir''. Ezoyla ikinci kocası Memey'in evlilikleri gayet iyi ve mutlu bir şekilde geçmesine karşılık ,gurbet denilen ateş Ezonun yüreğini yakıyordu.Ara sıra doğduğu köye ,hasret gidermeye gitse de ,özlemi azalmıyor aksine artarak dayanılmaz hale geliyordu. Yakınları onun ''Vara öleyim,tek yurdumda kalaydım''dediğini anlatır.Ve sık sık ''göreceksiniz gurbetlik beni öldürecek''der,öldüğünde köyünü görecek bir yere gömülmesini isterdi. Suriye'ye gidişinin 20.yılında ,1956 güzünde ''Ezo''yatağa düşer ve ince hastalık olduğunu herkes gibi o da bilir. Kızı Celile'yi,yatağının başından ayırmaz. Ve EzoGelin ,güz yağmurlarının düştüğü bir Cuma günü,yatsı vakti son nefesini verir. Eşi ve yakınları vasiyetini dikkate alarak ,ara sıra tepesine çıkıp,yaşlı gözlerle Türkiye'yi seyrettiği ''Bözhöyük'ün en yüksek noktasına gömerler. 1999 yılında mezarı Türkiye'ye getirilen Ezo Gelin'in hayatı filimlere de konu olur.Kızı Celile ise 2013 yılında Suriye'de ki iç savaştan kaçarak Türkiye'ye gelmiş ve 2018 yılında Türk Vatandaşı olmuştur. Adı verilen çorbaya gelecek olursak; Rivayetler çorbanın tarifinin Ezo Gelin'e ait olduğunu söyler lakin GaziAntep kökenli bir çorba olduğu da bilinir. Güzel olduğu kadar marifetli de olan Ezo'nun,kocasından ayrılıp ,6 yıl yoksulluk çekerek yaşadığı dönemlerde,bu çorbayı evde bulunan malzemelerle pişirdiği söylenmektedir.Ve o 6 yıllık dönemde çorba o kadar sevilir ve evlerde pişirilmeye başlar ki adı da ''EZO GELİN ÇORBASI''olarak dilden dile dolaşır. Bu çorbanın GaziAntep de zaten yapıldığı ama çorbanın güzelliği nedeniyle onu adıyla anıldığı da bir başka rivayettir. Her kaşıkta sizi geçmiş hikayesine götürecek ,özellikle soğuk havalarda içimizi ısıtan ''EZO GELİN ÇORBASI''güzelliği ve lezzeti ile damaklarımızı kendisine aşık etmeye devam ediyor edecekte... Ve işte EZO GELİN'İN ÇORBASI: -1 su bar.Kırmızı Mercimek -1/2 su bar.Bulgur -4 yem.kaş.Sıvıyağ + 1 yem kaş Tereyağ -1,5 yem kaş Domates salçası + tuz -2 ad Kuru soğan -5 su bar.Su -Tereyağ-Pul biber-kuru nane -HAZIRLANMASI: -Kırmızı mercimeği yıkayın ve süzdürün. -Kuru soğanları küçük olacak şekilde doğrayın ve birinin kenara ayırın. -Diğer doğranmış soğanları zeytinyağ kavurmaya başlayın. -Salçasını ekleyin. -Mercimek ve bulguru ekleyerek tuz ilave edin. -Suyunu vererek pişmeye bırakın.(arzuya göre tavuk suyuda eklenir ama oriinal tarif de yoktur.) -Çorbanızın su miktarını çorbanın kıvamına göre ayarlayın. -Diğer tarafta ayırdığınız kuru soğanları tereyağ ile birlikte küçük bir tavada kavurun. -Kavrulan soğanlara pul biber ve nane ekleyin. -Pişen çorbanın üzerine gezdirin. -Afiyet olsun. -EZO GELİN'in anısına ;SEVGİYLE....🧡🧡🧡